Sahada YaÅŸananlar ve O Barbar Tekme

Türk futbolu tarihinin en basiretsiz Futbol Federasyonlarından biri tarafından yönetiliyor. Böyle bir yönetimin futboldaki tüm pastayı başkasıyla asla paylaşmak istemeyen G.Saray ve F.Bahçe arasındaki yarışın yaşandığı döneme denk gelmesi de enteresan olmuş. Adalet dağıtması gereken yapı, adaletten haz etmeyen ve her türlü kazanmayı mübah gören iki camianın kimi zaman haklı, kimi zaman haksız salvoları arasında kalmış durumda. Bu şartlar altında olan her zamanki gibi Anadolu takımlarına oluyor.

İstanbul’un üç büyük takımı yıllardır Türk futbolundan en büyük pastayı almayı kendilerine hak gördüler. Görmeye de devam ediyorlar. Pastayı kendi aralarında paylaşırken her türlü hır gürü çıkartırlar ama bir Anadolu takımı o pastaya elini uzatmışsa adeta çıldırırlar.

Türk futbolunun kilometre taşı olan bu üç camia aynı zamanda Türk futbol tarihinin en kirli camialarıdır da. Şike, teşvik, Tofaşlar, adam kaçırmalar hep onların eseridir. Yüzyılın en büyük şike olayında hem F.Bahçe hem de Beşiktaş takımlarının adı vardır. G.Saray’ın bazı şaibeli şampiyonluklarında da Tofaşlar, teşvikler, siyasiler başroldedir.

En çok teşvik veren ve şike yapan takım olmalarına rağmen en az cezayı da onlar alırlar. Zira federasyonun yönetim kurulları da daha çok onlara bağlı, onların taraftarı bireylerden oluşur.

Anadolu takımları bu futbol ikliminde her zaman mağdurdur. Onların suçu da gerek futbolcularının gerek teknik heyetlerinin gerekse yöneticilerinin kendilerine sunulan bu kirli teşviklere, şikelere, Tofaşlara tamah etmesidir.

Hakemler bu kirli düzenin mihenk taşıdır. Hatayı aşan kararları ile şampiyonu belirlemekte pek mahirdirler.

Bu yapıyı bugüne kadar hiçbir güç değiştirememiştir. Futbol Federasyonu özerk bir yapıya sahip olduğu için mevcut şartlarda değiştirmesi de pek mümkün değildir. Hakkın hukukun yendiği yerde kurallar kişi ve kurumları hizaya sokar ama burada kuralları da vicdanları körleşmiş bireyler koymaktadır.

Hiçbir camianın temiz olmadığı bu iklimde oynanan da bir nevi tiyatrodur. Bu tiyatroyu izleyen taraftarlarda kendi camialarının yaptığı haksızlıkları görmek istemez. Hakemlerin kendi takımları lehine yaptıkları hataları da. Rakiplere yapılan hatalardan ise keyif alırlar. İçlerinde istisnalar vardır elbet ama kahir ekseriyetle Anadolu takımlarının kafasına vura vura ellerinden alınan puanlar karşısında da vicdanları rahatsız olmaz. Çünkü o puanlar kendi takımlarının hakkıdır.

Trabzonspor-F.Bahçe maçında yaşananlar böyle bir futbol ikliminin neticesinde meydana gelmiştir. Yakın bir geçmişte Ankaragücü Başkanı böyle bir iklim neticesinde hakemi dövmüştür.

F.Bahçeli futbolcu yerde yatan, üstelik etkisiz hale getirilmiÅŸ taraftarın kafasına; bilerek, isteyerek, düşünerek kasıtla tekmeyi vururken böyle bir futbol ikliminden güç almaktadır. O tekmeyi vururken kendisinin korunacağına emindir. Çünkü bir hafta önce kendi futbolcusunun rakip takımın yedek kulübesine yapmış olduÄŸu ‘fairplay‘e aykırı hareketten sonra korunduÄŸunu görmüştür. Aynı oyunculun hakemi ‘buradan çıkamazsın’ diye tehdit ettiÄŸi halde korunduÄŸunu görmüştür. Sadece o an deÄŸil tüm sezon boyunca pek çok kez hakemler, kurullar, medya tarafından korunduklarının da farkındadır. Yabancı da olsa ortama çabuk ayak uydurmuÅŸtur. Ve var gücüyle yerde yatan o insanın kafasına barbarca o tekmeyi vurmuÅŸtur. O vatandaşın orada boynu kırılabilirdi. Bir futbolcunun yerde yatan bir vatandaÅŸa vurduÄŸu tekmeyi düşünün!

Bir parantez açalım: Elbette taraftar sahaya giremez. Ama hiçbir futbolcu da taraftara el kol hareketi yaparak onu tahrik edemez. Taraftarlar dünyanın pek çok ülkesinde sahaya girmiştir. Ama futbolcuların taraftarı dövdüğü olaya pek rastlanılmamıştır.

Algı çalışmalarında asla üstlerine yoktur bu camiaların. Çünkü medyada güçlüdürler. Anadolu takımları ise bu tür olaylar karşısında seslerini duyuramaz. Anadolu takımlarının en büyüğü Trabzonspor’un bile sesini zor duyurduğu bir iklimde cereyan ediyor olaylar.

Medya demişken medyada da fanatik taraftarları vardır bu camiaların. Objektiflikten uzaktır sözüm ona bu yorumcular, gazeteciler. İlk maçta ‘Trabzonlu oyuncular da sevindiler’ derler. ‘Ne var bunda?’. Ama şundan hiç bahsetmez bu tipler; Trabzonlu oyuncuların hangisi taraftara el kol hareketi yaptı? Hangisi taraftarı tahrik etti? O maçta Uğurcan’ın annesine 90 dakika küfür edildiği halde kaptan hangi taraftara cevap verdi? O maçta sahaya taraftar girdiği halde hangi oyuncu taraftarı dövdü? O maçta sahaya sustalı ve pek çok madde atıldığı halde o sustalıyı atan o maddeleri atan hangi taraftara ceza verildi? O maçta yerde yatan oyuncuya tribünlerden her türlü cisim atıldığı halde maçı oynatan hakem anons dahi neden yaptırmadı? Bundan bahsetmez o kör gözler. Fanatik gözler. O gözler o maçta Trabzon’un 5 gol attığını ama 3’ünün sayıldığını da, o maçtaki hakemin rezil yönetimini de dile getirmezler.

İstanbul’un bu üç takımı devletten de, gelen her hükumetten de en büyük yardımı alır. Ama Anadolu takımlarından birine bir şey verildiği zaman kıyameti koparırlar. Çünkü alınması gereken araziler onların hakkıdır. Onlara stat yapılır. Arazi verilir. O arazilerin imar planları değişir. Vergileri, borçları silinir. Bankalar tarafından borçları ötelenir. Kredi muslukları açılır. Ama yine de doymazlar. Hep daha fazla isterler.

Mesela ülkenin Cumhurbaşkanı kongrelerine gelir. Orada onlara yeni hediyeler sunar. Cumhurbaşkanını orada çıldırasıya alkışlarlar ama aynı Cumhurbaşkanının kabinesinde yer alan bir iki bakanın Trabzonspor ile ilgili hayatın olağan akışına uygun, basit, makul, insani açıklamaları karşısında ‘siyaset Trabzon’u kolluyor’ diye ortalığı ayağa kaldırırlar. Bu kadar da pişkindirler.

Bunlarla sahada mücadele etmek kolay değildir. Sizi şampiyonluk maçında bile döve döve yenebilirler ve şampiyonluğu elinizden alabilirler. Sahadaki hakem de, federasyonda buna ses çıkartamaz. Bunu birkaç sezon önce Başakşehir’e yaptılar mesela. Fatih Terim, Başakşehir kulübesindeki oyuncuyu dövmüş, sistemin en kilit aktörlerinden Cüneyt Çakır da ona göz yummuştu. O dayak sonrası G.Saray da maçı koparıp kazanmış ve şampiyon olmuştu.

Peki çözüm ne olmalı? Bana göre bu çürümüşlüğü ortadan kaldırmak için top yekün ahlaklı bireyler yetiştirecek bir eğitim sistemi kurmak gerek. Hakkı bilecek, hukuku bilecek, adaletli olacak, ahlaklı olacak bireyler yetiştirmek gerekir. Bana göre başka çözüm yolu yok. Sistemlerle kurallarla var olan kişilerin değişmesiyle düzelmiyor bu kirli çark. Büyük bir bataklıktayız. Bu bataklığı ancak eğitimle kurutabiliriz.

Yazar